26 Ağustos 2014 Salı

Akdeniz'in İklimi, Ekonomisi, Kirlenmesi, Gelgitleri Vs.

Dünyanın en büyük.iç denizi. Avrupa ile Afrika arasında kabaca batı-doğu doğrultusunda uzanan, doğu yanın­da Asya kıtasına dayanan Akdeniz'in uzunluğu yaklaşık 4 025 km, ortalama genişliği 505 km, yüz ölçümü yakla­şık 2 970 000 km karedir. Bu büyük içdeniz, batı yönünde Cebelitarık boğazı aracılığıyle Atlas okyanusuna bağla­nır; güneydoğuda da Süveyş Kanalı aracılığıyla Kızıldeniz'le birleşir. Yeryüzünde karalar arasına böylesine uzun sokulan başka bir deniz yoktur. Zaten bu özelliği nedeniyle batı dillerinde bu denize verilen ad "karalar arasındaki deniz" anlamını taşır (Fransızca:IMed/ferra- nee; |İngilizce: Mediterranean Sea;(Almanca: Mittel- landisches Meer).
Çevresindeki ülkeler, saatin tersi yönünde şunlardır: Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye, Türkiye, Yunanistan, Arnavutluk, Slovenya, Hırvatis­tan, Bosnal-Hersek,Yugoslavya, İtalya, Monako, Fran­sa, İspanya.
   Akdeniz'in batı-doğu doğrultusundaki uzunluğunun fazlalığına karşılık, genişliği azdır: Cenova körfezi ile Tunus kıyıları arasındaki 805 km'lik genişliği, Matapan burnu meridyeni üstünde 400 km'ye iner; Sicilya-Tunus arasındaki kesim, Akdeniz'in en çok darlaştığı ke­simdir. Bu dar kesimin doğusunda kalan bölüme Doğu Akdeniz havzası, batısında kalan bölüme de Batı Akde­niz havzası adları verilir. Akdeniz'in asıl geniş ve sürekli alanı, Tunus ile Suriye arasında uzanan doğu kesimidir; geri kalan kesimleri, aralarında kara parçaları, yarımadalar ve adalar bulunan ayrı ayrı çöküntü havzalarıdır. Bu yüzden, söz konusu ayrı ayrı kesimlere farklı adlar verilmektedir: Fas ile İspanya arasında kalan kesimine İber denizi ya da Betik denizi, İspanya kıyıları ile Korsika-Sardinya-Korsika arasındaki kesimine Tirren denizi, İtalya ile Balkan yarımadası arasındaki kesimine Adriya denizi, İtalya-Sicilya-Yunanistan arasındaki kesimine İon denizi, Yunanistan ile Anadolu kıyıları arasındaki kesimine Ege denizi, Çanakkale ve İstanbul boğazları arasında kalan kesimine Marmara denizi, Rusya-Bulgaristan arasındaki kesime Karadeniz, Rusya toprakları arasına bir körfez gibi sokulan kesime Azak denizi. Gö­rüldüğü gibi, geniş anlamda Akdeniz, birçok bakımdan birbirinden farklı kenar ve iç denizlerden oluşmuş bü­yük bir karmaşadır. Yukarda dar anlamda Akdeniz için verilmiş 3 805 km'lik uzunluk, geniş anlamda Akdeniz göz önünde tutulduğunda 4 300 km'ye (Cebelitarık bo­ğazından Karadeniz'in doğu ucuna kadar olan uzaklık) çıkar.
Akdeniz'in dikkat çekici özelliklerinden biri, derin bir deniz olmasıdır. 3 000 m'yi, hattâ doğu havzasında 4 000 m'yi geçen birçok çukur vardır. Bir başka deyişle, Doğu Akdeniz havzası, Batı Akdeniz havzasından daha derindir.
   Doğu Akdeniz havzasının Tunus kıyılarına raslayan kesiminde, derinlik nispeten azdır. Geniş bir "kıta sahanlığının bulunduğu bu kesimden doğuya doğru, derinlik hızla artar. Doğu Akdeniz havzası, topografya bakımından yalın bir çanak özelliğinde değildir; deni­zaltı oldukça engebelidir. Küçük havzalar, grabenler, denizaltı dorukları, deniz dibi yaylası özelliğinde geniş çıkintılar birbirini izler. Özellikle Mora yarımadasının batı ve güneyinde, dibi çok engebelidir. Birçok küçük çukur ve doruğun sıralandığı bu kesimde, aynı zamanda bütün Akdeniz havzasının en derin, çukuru da yer alır: Mora yarımadasının güneybatısında 5 121 m.
Doğu Akdeniz havzasında kıta sahanlığı (şelf) çok az yer tutar. Özellikle Türkiye kıyıları ile Suriye, Lübnan ve İsrail kıyıları önlerinde, kıta sahanlığı çok dardır ve kıyı­nın biraz ilerisinde derin çukurlara raslanır. Sözgelimi, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında, Teke yöresi kenarın­da, çok dar bir kıta sahanlığı alanından derin bir çukura geçilir. Bu kesimin en derin yeri, Rodos adasının doğu­sunda bulunan 4 353 metrelik çukurdur. Teke yöresi­nin tam güneyinde de, dik bir eğimle apansızın 2 950 m derinliğinde bir çukura inilir. Adı geçen yörenin doğusunda bulunan Antalya körfezinde, en derin yeri 2 615 metre olan küçük bir havza yer alır. Daha doğuda, Kıb­rıs adasını taşıyan büyük bir çıkıntı dikkati çeker. Kıbrıs adası, kuzeyindeki ve doğusundaki kara alanlarına ya­kın olmakla birlikte, onlardan önemli derinliklerle ayrıl­mıştır. Kıbrıs adasının kıta sahanlığı son derece dar, önündeki kıta yamacı da oldukça sarptır.
   Yugoslavya ile İtalya yarımadası arasında uzanan Adriya denizi, pek derin değildir. Üçte ikisinin derinliği 200 m'yi bulmaz. Kuzeyde, Po ovası açıklarında iyice sığlaşan Adriya denizinde, 1 000 metre derinliği aşan bir tek çukur vardır: Güneyde yerlalan 1 590 m'lik çu­kur.
   Batı Akdeniz havzası kabaca üçgen biçimindedir. Üçgenin tepesini Cenova körfezi, tabanınıysa Afrika kı­yıları ile Sicilya adasının kuzey kıyıları oluşturur. Fran­sa'ya bağlı olan Korsika adası ile İtalya'ya bağlı Sardinya adası, üçgenin yüksekliğini belli eder biçimde Afrika ile Cenova körfezi arasında uzanırlar. Gerçekte bir eşik üs­tünde bulunan bu iki ada, Batı Akdeniz havzasını iki ke­sime ayırır: Doğuda Tirren denizi; batıda Balear denizi.
   Tirren denizi havzasında derinliği 200 m'yi aşan alanlar geniş yer tutar. Yer yer 3 500 m'yi aşan derinlik­lere de raslanır; en çukur yeri 3 838 metredir.
   Batı Akdeniz havzasında, Tirren denizi çevresinde yanardağ kökenli adalar ve yanardağ etkinlikleri de dik­kati çeker. Kuzeyde Toscana adaları, doğuda İschia adası, güneyde Lipari adaları grubu (küçük ama ünlü Stromboli adası bu gruptadır) ile Sicilya'daki Etna ya­nardağı, bu havzanın çevresine özellik kazandırırlar.
Balear denizi havzasında 2 000 m izobat eğrisi (eş- derinlik eğrisi), Afrika kıyılarına, kuzeyde de Cenova kı­yılarına çok yaklaşmıştır. Bu duruma göre, Balear denizi havzası, Afrika ve Avrupa kıyıları ile Korsika-Sardinya arasında geniş ve derin bir çukur oluştururfen derin yeri 3 420 m).
   Balear havzasının batı kesiminde Afrika ile İspanya arasında kara kütlelerinin birbirine iyice yaklaşmasıyla Akdeniz sona erer. Burada, Akdeniz ile Atlas okyanu­sunu birbirine bağlayan Cebelitarık boğazı yer alır. Bo­ğaz, Akdeniz tarafında Avrupa ve Almina burunları ara­sında başlar; Atlas okyanusu tarafında Trafalgar ve Spartel burunları arasında sona erer.
   Uzunluğu 60 km, en dar yeri yaklaşık 15 km olan Ce­belitarık boğazının tabanı oldukça engebelidir. Ama denizaltı topografyasının temelini^doğu-batı doğrultu­sunda uzanan bir kanal oluşturur. Kanalın orta bölü­münde derinlik daha azdır (350 m dolayında). Bu bölü­mün iki yanında derinlikler artarak 500 m'yi biraz ge­çer.
TUZLULUK AKARSULAR VE İKLÎM
Akdeniz'in sularında tuzluluk oranı yüksektir. Özellikle Doğu Akdeniz, en tuzlu denizler arasında yer alır. Doğu Akdeniz'in en doğusunda, Kıbrıs'ın güneyinde, Kıb­rıs ile Mısır arasındaki kesimde tuzluluk oranı % 39'u aşar. Bu tuzluluğun başlıca nedeni, Doğu Akdeniz'e dökülen akarsuların azlığı ve buharlaşmanın fazlalığı­dır. Bu etmenlerin yanı sıra, Akdeniz'in doğu kesimin­de, yağış koşulları da batıya oranla elverişsizdir. Ayrıca, Atlas okyanusundan gelen az tuzlu yüzey suları da do­ğu ile batı arasındaki tuzluluk farkında önemli rol oynar. Cebelitarık boğazı yakınlarında, yüzeyde tuzluluk % 36 dolayındadır. Ama Balear adalarının doğusuna geçilince, 138'e yükselir. Daha doğuda da, yukarda söylendiği gibi tuzluluk oranı %39'u aşan kesimlere rastlanır. Yalnız, Kıbrıs ile Mısır arasında yer alan bu en tuzlu kesimde, Nil deltasına yaklaşıldıkça, Nil'in taşıdığı tatlı su nedeniyle, tuzluluk oranı düşer. Nil'in taşkın dö­nemlerinde, İsrail ve Lübnan kıyıları açıklarına kadar bunun etkisi görülebilir. Anadolu kıyılarında Seyhan ve Ceyhan deltaları açıklarında da gene, tatlı suların karış­masıyla tuzluluk azalması görülür. Ama, Anadolu'nun güney kıyılarında genellikle deniz çok tuzludur.
   Akdeniz'in asıl gövdesinde tuzluluk oranı yüksek ol­makla birlikte, ona bağlı Öteki denizlerde durum değişiktir. Sözgelimi Adriya denizinde, kuzeye doğru tuzlu­luk azalarak, Po deltası açıklarında % 33'e düşer. Bu denizde ayrıca, Dalmaçya kıyıları boyunca deniz dibin­deki tatlı su kaynaklan da yüzeye kadar etkilerini göste­rerek, bazı kesimlerde tuzluluğu % 18'e kadar düşü­rürler.
Akdeniz'de sıcaklık koşulları açısından da, tuzluluk­ta olduğu gibi, batıdan doğuya doğru gidildikçe yüzey sularının ortalama sıcaklığında bir artış görülür. Şubat ayı ortalama sıcaklığı denizin batı tarafındaki yüzey su­larında ortalama 13-14 °C olduğu halde, denizin doğu tarafında bu değer 17 °C'ı biraz geçer. Ağustos ayındaysa, batı kesiminde ortalama 23 °C dolaylarında olan yüzey suyu sıcaklığı, Doğu Akdeniz'de 25-28 °C dolay­larındadır. Kış mevsiminde Akdeniz sularının en soğuk olduğu kesim, Cenova körfezidir. Ayrıca, kara iklimi et­kisinde bulunan Adriya denizinde de, kış mevsiminde sular iyice soğumaktadır. Anadolu'nun Akdeniz kıyıla­rında şubat ayında yüzey sularının ortalama sıcaklığı, Fethiye ile Anamur arasında 15 °C daha doğuda 16 °C'tır. Ağustos ayındaysa sıcaklık batıda 26°C doğuda 28 °C'tır. Akdeniz'de derinliğe|doğrusıcaklık değişme­leri, üst düzeyde 300 metre kalınlığında bir su tabaka­sında görülür; daha derinlerde sıcaklık 13 °C olarak, yaz ve kış değişmeden kalır.
GELGİT VE AKINTILAR
Akdeniz'de gelgit hareketleri önemli değildir. Genellik­le 20-30 cm dolayında yüzey değişmeleri görülür. Yal­nız, kuraldışı bir durum olarak Tunus'un doğusunda 1 m, Gabes körfezinde 2 m dolaylarında düzey değişme­lerine raslanır. Düzey değişmeleri Doğu Akdeniz'de Port Sait dolaylarında ve Beyrut'ta 40 cm, daha kuzey­de, Trablus kıyılarında 50 cm kadardır. Anadolu'nun güney kıyılarında da aşağı-yukarı bu değerlerde düzey değişmeleri görülebilir.
Akdeniz'deki|akıntısistemi oldukça yalındır. Gerek Batı Akdeniz'in, gerek Doğu Akdeniz'in güney kıyılarını izleyerek doğuya doğru giden büyük bir yüzey akıntısı vardır. Bu akıntıdan Cezayir açıklarında ayrılan bir kol, kuzeye yönelerek, Fransa kıyılarına kadar uzanır. Gü­ney akıntısından Tunus açıklarında da bir kol ayrılıp, Si­cilya adasının kuzeyinden Batı İtalya kıyılarına geçer ve kıyıların biçimine uygun olarak Cenova ve Lion körfez­lerinin güneyinden İspanya kıyılarına ulaşır. Sonra Ce­belitarık boğazına yönelmeyerek, Balear adalarının gü­neyinde asıl akıntıya karışır.
Akdeniz'de Türkiye kıyıları boyunca batıya doğru hareket eden bir akıntı vardır. Bunun kökeni büyük gü­ney akıntısıdır. Tunus, Libya ve Mısır kıyılarını izleyerek doğuya giden akıntı, kıyının biçimine uyarak kuzeye döner; İsrail, Lübnan ve Suriye kıyıları boyunca ilerler; Kıbrıs adası ile İskenderun körfezi arasından geçer ve batıya, yönelir. Bu akıntı Ege denizine de girerek, Batı Anadolu kıyıları boyunca Çanakkale boğazına doğru ilerler.
TARİH
aklindaki.blogspot.com.tr
Akdeniz, pek çok halk ve uygarlığın kaynaşmış olduğu bir potadır. Tarihin en eski iki uygarlığı oİan Mısır ve Me­zopotamya uygarlıkları, Akdeniz kıyıları yakınında doğ­muştur. Giritlilerin ilk kayıkları, İ.Ö. 2500 yılına doğru sularında dolaşmaya başlamıştır: Aydınlık gökyüzü ya da birçok barınak sunan girintili çıkıntılı kıyılarınedeniy- le, denizciliğin ilk olarak Akdeniz'de ortaya çıktığı sanıl­maktadır.
Akdeniz tarihinin ilk dönemi İ.Ö. XXVI. yy'dan İ.Ö. III. yy'a kadar uzanır. O dönemde Akdeniz kıyılarında birçok denizci devlet birbirini izledi: Giritliler; Fenikeli­ler; Yunanlılar. Ticaret daha büyük bir özerkliğe olanak verdiğinden, bu halklar gerçek birer küçük bağımsız devlet olan sitelere bölünmüşlerdi ve tümü denizciydi. Yön bulma araçları yetersiz olmakla birlikte, düzenli donanmaları (ticaret ve savaş gemileri) vardı. Filoları hızlı ama dengesiz kadırgalardan oluştuğundan, gemiciler yolculuk sırasında karayı gözden yitirmemek zo­rundaydılar. Kıyılarda, depo olarak kullandıkları ticaret acenteleriyle, sürekli yerleştikleri koloniler kurdular.
Fenikeliler ve Yunanlılar, sonunda Akdeniz'i iki bü­yük etki bölgesine ayırdılar: Fenikeliler Akdeniz'in gü­neyine, Yunanlılar kuzey kıyılarına ve Karadeniz kıyıla­rına yerleştiler. Ortadaki Sicilya, aralarındaki ilişki nok­talarından biriydi. Gerek Fenikeliler, gerek Yunanlılar, o dönemde Akdeniz kıyılarındaki halklar ile mallarını kervanlarla kıyıdaki büyük limanlara gönderen iç bölge halkları arasında maden, tahıl, köle,baharat, şarap, ça- nak-çömlek ticaretini ellerinde tuttular. Ama Akdeniz bu halklar için yalnızca bir ticaret yolu olmadı; aynı za­manda da çeşitli etkilerin karıştığı bir bölgeydi. Özellik­le Yunanlılar Akdeniz'in kuzeybatısındaki halkları önemli ölçüde etkilediler.
İ.Ö. III. yy'da Roma çağı başladı. Bütün helenistik dönem boyunca Batı Akdeniz havzasına egemen olan eski Fenike kolonisi Kartaca'yı yenen Romalılar, 150 yıl içinde Akdeniz kıyılarındaki bütün ülkeleri ele geçirdi­ler ve Akdeniz'e Mare nostrum ("bizim deniz") adını verdiler.
Gözüaçık bir deniz güvenlik örgütü, limanların dü­zenlenmesi, iç bölgelerin donatılması, Roma barışının sonsuz büyüklüğü, Roma İmparatorluğu'nun çeşitli eyaletleri ile en uzak ülkeler (Hindistan, Çin) arasfnda yoğun ve karmaşık bir ticareti geliştirdi.
Bağdaştırıcı başkent Roma, Akdeniz dünyasında si­yaset, yönetim, dil ve din bütünlüğünü sağladı. Roma'yı örnek alan, kentlerin gelişmesi,» Akdeniz'in çevresin­de yalnız mal değil, insan ve düşünce değiş-tokuşunu da destekledi. Roma İmparatorluğu'nu oluşturan ülke­lerde hızla yayılan hıristiyanlık, Akdeniz ülkelerinin ço­ğunda da benimsendi.
Akdeniz tarihinin üçüncü bölümü, İ.S. V. yy'dan XI.yy'a kadar uzanır. O dönemde Akdeniz dünyasının bir­liği, kuzeyden Germenlerin ve İslavların güneyden ve doğudan müslümanların akınlarıyla parçalandı. Akde­niz, kuzeydeki Bizans imparatorluğu ile güneydeki Arap İmparatorluğu arasında yeniden bir rekabet alanı oldu. Her iki imparatorluk da birbiri ardına Asya, Afrika ve Batı arasında ticaret aracılığı yaptı. Ayrıca, Akdeniz ülkelerini uygarlaştırıcı rol oynadı.
BizanslIların eski Yunan ve Roma katkılarını ayakta tutmalarına karşılık, Araplar aynı dil, aynı din ve aynı kültür sayesinde Akdeniz'in doğu ve güney kıyılarını İs- panya'ya kadar birleştirdiler. Böylece Asya ve Do- ğu'nun teknik ve bilimlerini Batı'ya öğrettiler.
Hıristiyan ülkelerin Avrupa'daki müslümanlara saldı­rıları, Haçlı seferleri ve Bizans'ın gerilemesi, Akdeniz tarihinin XIV. yy'a kadar süren dönemini oluşturdu. Gü­ney Fransa kıyısındaki limanlar, özellikle de İtalya kıyı­larındaki Cenova, Pisa, Napoli ve Amalfi limanları, Ak­deniz'in batısında, ticaret tekelini, Venedik de Do- ğu'yla ticaret tekelini ele geçirdi.
Haçlı seferlerinin sonuçlarından biri, Batıklara iyi ta­nımadıkları halklarla ve uygarlıklarla ilişki kurdurmak oldu, böylece, kültür alışverişi gelişti; yeni gereksinime­ler ve yeni meraklar ortaya çıktı. XV. yy'da yeni bir dönem başladı. Akdeniz uygarlıklarının büyük ölçüde etkisinde kalan ve çeşitli katkılarıyla zenginleşen Batı uygarlığı, Kristof Kolomb'un peşinden "dünyayı fethe" koyuldu.
EKONOMİ
Akdeniz'in ekonomik önemi günümüzde hem ticaret, hem turizmden kaynaklanır. İskenderiye, Cenova, Marsilya gibi bin yıllık kentlerin gelişmesi hâlâ sürmek­tedir. Akdeniz kıyısındaki ülkeler, dünya filosunun yüz­de 14'ünü ellerinde tutmaktadır; uluslararası deniz ticaretinin 1 /7 si de Akdeniz'den yapılmaktadır. Eski baha­rat yolu, günümüzde petrol yolu olmuştur. Marsilya yıl­da 100 milyon ton trafikle Fransa ve Akdeniz'in başlıca limanıdır. Güneyde ve doğuda petrol gönderen liman­larda ve Batı Avrupa'da petrolün alındığı merkezlerde, rafineriler kurulmuştur.
Kıyılarda kurulan demir-çelik fabrikaları (Taranto ve Fas'taki gibi), denizden gelen taşımacılık ekonomisin­den yararlanır. Kumsallar da, Avrupa kıyılarını ve adala­rı, Anadolu'nun Akdeniz Bölgesi kıyılarını, Mısır, Fas, Tunus ve Cezayir kıyılarını dolduran turistlerle doludur.
KİRLENME
Ama bu gelişme bazı sorunlar da ortaya koymaktadır. Su kirlenmesi Venedik'i ve İtalya'nın birçok kumsalını yaşanmaz kılma yolundadır. Kent gelişmesi Cöte d'Âzur'ü bir beton yığınına çevirmiştir. İtalya'nın güney kıyılarının da sanayileşmesiyle, tarih boyunca pek çok şaire konu olan bu güzel kumsallardan geriye pek az şey kalacaktır. Deniz kirlenmesi günümüzde, pek çoğu Avrupa kıyılarından gelen kent ve sanayi atıkları yüzün­den, Akdeniz'in "ölmesi" tehlikesini gündeme getir­miştir. Kirlenme ayrıca, pek çok kıyıdan denize girme­nin yasaklanmasına yolaçarak, turizme büyük bir darbe vurmuştur. Akdeniz'de kirlenmeyi denetim altına al­mak için çeşitli uluslararası çabalar başlatılmıştır; ama henüz emekleme aşamasındadır ve Akdeniz'in "son"a doğru yürüyüşü, gün geçtikçe hızlanarak sürmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder